not panosu

neler demişler

hayat öyküsü çok acı

labella   28 Eylül 2008 22:43  

bayan lazarus

işte yine yaptım
her on yılda bir
böyle bir tane beceririm

bir tür ayaklı mucize, tenim
bir nazi lamba siperliği kadar parlak,
sağ ayağım tüy kadar hafif
yüzüm ifadesiz, incecik
yahudi kumaşından.

çözün kundağı
ah, sevgili düşmanım.
korkutuyor muyum? -

burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
acı nefesi
ertesi gün yok olacak. yakında, çok yakında
vahim bir öldür gücü
evimde, etimde olacak

ve ben işte gülümseyen bir kadın.
daha sadece otuzunda.
ve kedi gibi dokuz canlıyım.

bu üçüncü sefer.
ne lüzumsuzluk
on yılda bir imha.

bu ne çok iplik.
çekirdek yiyen kalabalık
itişir içeri görmek için

ellerimi ayaklarımı çözmelerini -
muhteşem soyunmalar.
baylar, bayanlar

bunlar ellerim benim,
bunlar dizlerim.
bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,

ben de onlardandım, tek tip kadın işte
ilk seferinde on yaşındaydım.
kazaydı.

ikinci seferinde istedim
bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.
üstüstüme kapaklandım.

tıpkı bir midye gibi.
tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan
solucanları

ölmek
bir sanattır, herşey gibi.
özellikle iyi yaparım.

bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
sanki gider gibi bir davete.

bunu yapmak çok kolay bir hücrede
ölmek ve kımıldamamak
ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi

güneşli bir günde geri gel
aynı yere, aynı yüze, zalim
eğlenen çığrışlara:

'mucize!'
işte bu yere yıkar beni.
ama bir bedeli var.

yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
kalbimi dinlemenin ----
hakikaten çalışıyor.

bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
bir sözün, veya bir dokunuşun.
ya da biraz kanımı akıtmanın.

bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.
eee, herr doktor.
eee, herr düşman.

sizin eserinizim ben,
paha biçilmez,
altın topu bebeğinizim

bir çığlığa eriyen
dönüyorum ve yanıyorum.
gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.

kül, kül -
külü eşele bak.
etten kemikten eser yok----

bir kalıp sabun
bir nişan yüzüğü
altın bir diş.

herr tanrı, herr şeytan
savulun
savulun.

küllerin arasından
doğrulurum kızıl saçlarımla
ve çıtır çıtır adam yerim.

sylvia plath *

litossss   20 Eylül 2008 21:41  

delilik dediklerinin içinde ne kadar huzursuzluk saysalarda huzuru bulmuş,kendini bulmuş mükemmel bir yazar,gerçek bir kadın..

litossss   18 Eylül 2008 18:07  

kendi derinliğinde kaybolması bir kadının

birKucukKaraBalik   13 Eylül 2008 12:56  

aslında onu okumak umutsuzluk maşasıyla umuda tutunmak gibi.ama yinede sonucu bilmek insanı hüzünlendiriyor.

koznyski   20 Mart 2008 01:20  

onun ölümü yazıları ile hayatını tamamlıyor ve bu bakımdan gerçekliği temsil ediyor bana göre.birinin sözleri ve başka birinin hayali oluyor.sonunda ölümsüzlüğü keşfediyor sylvia plath çünkü dünyanın çekilmez bir yer olmaya devam ediceğini biliyor.

Molks   18 Mart 2008 15:14  

en zor olanı o farkındalığı yaşamak sanırım.o farkındalık sınırını bir kez geçmek ,herşeyin anlamsızlaşmasına sebep oluyor bir kere ve geri dönüşü olmayan anlamsızlık zaferlerini müjdeliyor.

koznyski   03 Mart 2008 21:43  

düşündüm de belki de herşey insanı delirtmek için işliyor. kımıldadıkça büyüyor ruhlarımız.

Epple   11 Şubat 2008 17:05  

"bir gün bir yerde, okulda,avrupada,herhangi bir yerde, o boğucu çarpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim? o sırça fanus ki, içinde ölü bir kelebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür."

sinemsal   14 Ekim 2007 11:59  

bana bir şekilde sylvia plath i hatirlatan bir sarkidir sia'nin breathe me si.. ki sonradan yaptigim arastirmalarda sarkiyi yazan can dostum "salih edilgen" in de ayni hisler altinda bu şiiri yazdigini farkettim.. şiirden ziyade sarkiyi.. hep beraber dinliyoruz:

azuth caulfield   05 Ekim 2007 13:12  

ÖLÜM A.Ş.

İki, elbette iki tane var.
Artık çok doğal görünüyor-
Başını kaldırıp da hiç bakmayan, şu Blake’inki gibi
Yusyuvarlak ve kapaklı gözlü
Şu, markası olan
Doğum izini sergileyen-
Kaynar suyun yara izini taşıyan,
Akrabanyn çıplak
Bakır pası
Kırmızı etim ben. Gagası
Yandan yandan şaklıyor: Daha onun olmadım.
Bana fotoğraflarda kötü çıktığımı söylüyor.
Bebelerin hastane buzdolabında
Nasıl da şeker göründüklerini
Söylüyor bana, boyun tarafında
Basit bir fırfır,
Sonra da İyon ölüm-giysilerinin
Yivli süsler,
Sonra da iki minik ayak.
Ne gülümser, ne de sigara içer.
Öteki yapar bunu,
Saçları uzun ve makuldür.
Alçak
Bir ışıltıya otuz bir çeker,
Sevilmek ister.
Ben tahrik etmem.
Çiçek yapar ayaz,
Kırağı bir yıldız yapar,
Ölü çan,
Ölü çan.

Birinin canına okundu.

anakralice   05 Ekim 2007 11:21  

Ölmek,
Herşey gibi bir sanattır
Bu konuda yoktur üstüme.

sylvia plath/lady lazarus

yazdıklarıyla mum gibi kendi kendini eriten bir kadın, gizemli bir ışık saçarken...

sothysz   05 Ekim 2007 03:32  

çocuklarıyla ilgilenip onların başında durup sonrasında intihar eden bir kadın... içindeki gelgitleri algılamak çok zor, korkutucu bir çekim, onun yaşadığı farkındalık...

sothysz   05 Ekim 2007 02:56  

son not ekleyenler

yeniden eskiye doğru

  1. labella
  2. litossss
  3. birKucukKaraBalik
  4. still cursed
  5. koznyski
  6. Molks
  7. Epple
  8. sinemsal
  9. azuth caulfield
  10. anakralice
  11. sothysz