sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

sylvia plath şiirleri beni tanımlar diyenler

toplam 12 kişi bulundu. 8 adedi gösteriliyor.

sylvia plath şiirleri hakkında sylvia plath şiirleri

~16 ahkam var.

    Lady Lazarus
    by Sylvia Plath

    I have done it again.
    One year in every ten
    I manage it--

    A sort of walking miracle, my skin
    Bright as a Nazi lampshade,
    My right foot

    A paperweight,
    My face a featureless, fine
    Jew linen.

    Peel off the napkin
    O my enemy.
    Do I terrify? --

    Yes, yes Herr Professor
    It is I.
    Can you deny

    The nose, the eye pits, the full set of teeth?
    The sour breath
    Will vanish in a day.

    Soon, soon the flesh
    The grave cave ate will be
    At home on me

    And I a smiling woman.
    I am only thirty.
    And like the cat I have nine times to die.

    This is Number Three.
    What a trash
    To annihilate each decade.

    What a million filaments.
    The peanut-crunching crowd
    Shoves in to see

    Them unwrap me hand and foot--
    The big strip tease.
    Gentlemen, ladies

    These are my hands
    My knees.
    I may be skin and bone, I may be Japanese,

    Nevertheless, I am the same, identical woman.
    The first time it happened I was ten.
    It was an accident.

    The second time I meant
    To last it out and not come back at all.
    I rocked shut

    As a seashell.
    They had to call and call
    And pick the worms off me like sticky pearls.

    Dying
    Is an art, like everything else.
    I do it exceptionally well.

    I do it so it feels like hell.
    I do it so it feels real.
    I guess you could say I've a call.

    It's easy enough to do it in a cell.
    It's easy enough to do it and stay put.
    It's the theatrical

    Comeback in broad day
    To the same place, the same face, the same brute
    Amused shout:

    'A miracle! '
    That knocks me out.
    There is a charge.

    For the eyeing of my scars, there is a charge
    For the hearing of my heart--
    It really goes.

    And there is a charge, a very large charge
    For a word or a touch
    Or a bit of blood

    Or a piece of my hair or my clothes.
    So, so, Herr Doktor.
    So, Herr Enemy.

    I am your opus,
    I am your valuable,
    The pure gold baby

    That melts to a shriek.
    I turn and burn.
    Do not think I underestimate your great concern.

    Ash, ash-
    You poke and stir.
    Flesh, bone, there is nothing there--

    A cake of soap,
    A wedding ring,
    A gold filling.

    Herr God, Herr Lucifer
    Beware
    Beware.

    Out of the ash
    I rise with my red hair
    And I eat men like air.
    ___________________________________________________
    Lazar Hanım

    Yeniden yaptım.
    Her on yılda bir
    Başarıyorum -

    Bir çeşit gezgin tansıktır tenim
    Bir Nazi abajuru gibi parlak,
    Sağ ayağım

    Bir kağıt misali,
    Yüzüm sıradan bir parça
    İnce Yahudi keteni.

    Çıkar kundak bezini
    Ey düşmanım.
    Korkutuyor muyum? -

    Evet, evet, Profesör Bey,
    Bu benim,
    İnkar edebilir misin

    Burnu, göz deliklerini, büsbütün diş takımını?
    O ekşi soluk kaybolur
    Bir günde.

    Yakında, yakında,
    Bu mezar deliğinin yediği
    Et, bürünecek üstüme yeniden.

    Ve ben gülümseyen kadın.
    Yalnızca otuz yaşındayım.
    Ve bir kedi gibi dokuz canlıyım.

    Bu, Üçüncü Sefer.
    Yok edilecek ne de çok pislik
    Birikmiş on yılda.

    Milyonlarca lif.
    Yer fıstıklarını çıtırdatan o güruh
    İtişip kakışıyor görmek için

    Nasıl çözdüklerini elimi ve ayağımı -
    Bu büyük striptiz numarasını.
    Beyefendiler, hanımlar

    Ellerimdir bunlar,
    Diz kapaklarımdır.
    Yalnızca deri ve kemik olabilirim, bir Japon olabilirim,

    Her ne isem, gene de aynı kadınım ben.
    İlk keresinde on yaşındaydım.
    Bir kazaydı.

    İkinci keresinde kararlıydım
    İşi bitirmeye ve geri dönmemeye.
    Sallanıp duruyordum

    Kapalı midye kabuğumda.
    Çağırıp durmaları gerekliydi
    Ve yapışkan inciler misali sökmeleri üstümdeki kurtçukları.

    Ölmek
    Bir sanattır, diğer her şey gibi.
    Üstüme yoktur bu konuda.

    Öyle ölürüm ki, cehennem sanılır.
    Öyle iyi ölürüm ki, gerçek sanılır.
    Sanıyorum, sahneye çıkma sıran geldi diyeceksin.

    Bir hücrede ölebilmek yeterince kolaydır.
    Orada ölebilmek ve kalabilmek yeterince kolay.
    O teatral

    Geri dönüş gün ortasında
    Aynı yere, aynı yüze, aynı kaba
    Eğlenen haykırışa:

    ”Bir mucize! ”
    Beni bitiren budur işte.
    Bir fiyatı vardır oysa

    Yara izlerimi görmenin, bir fiyatı
    Tıkır tıkır çalışan
    Yüreğimi işitmenin-

    Ve bir fiyatı vardır, yüksek bir fiyatı
    Bir sözcüğün, bir dokunuşun,
    Ya da bir parça kanın,

    Ya da bir parça saçımın ya da giysimin.
    Ah, ah, Doktor Bey,
    İşte böyle, benim Düşman Efendim.

    Ben sizin eserinizim,
    Değerli olan şeyinizim
    Saf altından bir bebeğim,

    Eriyip, bir feryada yapışıyorum.
    Dönüyorum ve yanıyorum.
    Sanmayın ki yüksek kaygılarınızı küçümsüyorum.

    Kül, kül
    Savurup karıştırdığınız
    Ettir, kemiktir, başka şey yok orada -

    Bir parça sabun,
    Bir alyans,
    Bir altın dolgu.

    Benim Tanrı Efendim, Şeytan Efendim,
    Sakının,
    Sakının.

    Kızıl saçlarımla
    Doğrulurum yeniden külden.
    Ve erkekleri solurcasına yerim.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 21:00   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Edge
    by Sylvia Plath

    The woman is perfected
    Her dead

    Body wears the smile of accomplishment,
    The illusion of a Greek necessity

    Flows in the scrolls of her toga,
    Her bare

    Feet seem to be saying:
    We have come so far, it is over.

    Each dead child coiled, a white serpent,
    One at each little

    Pitcher of milk, now empty
    She has folded

    Them back into her body as petals
    Of a rose close when the garden

    Stiffens and odors bleed
    From the sweet, deep throats of the night flower.

    The moon has nothing to be sad about,
    Staring from her hood of bone.

    She is used to this sort of thing.
    Her blacks crackle and drag.
    ___________________________________________________
    Kenar

    Kusursuzlaştırdı kadın
    Kendi ölümünü.

    Kuşanmış bedeni başarmanın gülüşünü.
    Bir Yunan gerekliliğinin yanılsaması

    Akar harmanisinin kıvrımlarında.
    Çıplak

    Ayakları konuşur sanki:
    Çok yol aldık, sonuna geldik.

    Kıvrılmış her ölü çocuk, beyaz bir yılan,
    Şimdi boşalmış

    Küçük süt sürahisi yanında.
    Kadın katlayıp onları

    Geri soktu bedenine gül yaprakları gibi.
    Kapanırdı gül kaskatı kesilen bahçede

    O gece çiçeğinin şirin ve derin gırtlağından
    Yükselen kokular kanarken.

    Kemik kukuletasından dikkatle bakan
    Ay için üzülecek bir şey yoktur.

    Bu tür şeylere alışkındır.
    Karanlıkları çatırdar ve sürüklenir.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 20:00   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    The Night Dances
    by Sylvia Plath

    A smile fell in the grass.
    Irretrievable!

    And how will your night dances
    Lose themselves. In mathematics?

    Such pure leaps and spirals -
    Surely they travel

    The world forever, I shall not entirely
    Sit emptied of beauties, the gift

    Of your small breath, the drenched grass
    Smell of your sleeps, lilies, lilies.

    Their flesh bears no relation.
    Cold folds of ego, the calla,

    And the tiger, embellishing itself -
    Spots, and a spread of hot petals.

    The comets
    Have such a space to cross,

    Such coldness, forgetfulness.
    So your gestures flake off -

    Warm and human, then their pink light
    Bleeding and peeling

    Through the black amnesias of heaven.
    Why am I given

    These lamps, these planets
    Falling like blessings, like flakes

    Six sided, white
    On my eyes, my lips, my hair

    Touching and melting.
    Nowhere.
    ___________________________________________________
    Gece Dansları

    Çimene bir gülüş düştü.
    Doldurulamaz yeri!

    Ve nasıl yitirecek kendilerini
    Gece dansları? Matematikte mi?

    Nasıl da saf sıçrayışlar ve sarmallar -
    Kuşkusuz dolanırlar

    Bütün dünyayı sonsuzca, büsbütün
    Yoksun oturmam güzelliklerden,

    Küçük nefesinin hediyesinden, ıpıslak çimenden,
    Uykularının kokusundan, zambaklardan, zambaklardan.

    Tenleri ilgisizdir.
    Egonun soğuk kıvrımları, Güney Afrika zambağı,

    Ve kendini süsleyen kaplan –
    Benekler, ve sıcak yaprakların bir örtüsü.

    Kuyrukluyıldızların
    Geçip gidecekleri öyle bir uzayı vardır ki,

    Öyle bir soğukluğu, unutkanlıkları.
    Bundandır el işaretlerinin soyulması kat kat -

    Sıcak ve insansı, sonra onların pembe ışıkları
    Kanıyor ve soyuluyor

    Cennetin siyah hafıza kaybetmeleri arasından.
    Niçin verilmiş bana

    Bu lambalar, bu gezegenler?
    Düşer nimet misali, kar taneleri gibi

    Altı köşeli, beyaz.
    Dokunurlar ve erirler.

    Gözlerime, dudaklarıma, saçlarıma.
    Hiçbir yere.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:55   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    I Am Vertical
    by Sylvia Plath

    But I would rather be horizontal.
    I am not a tree with my root in the soil
    Sucking up minerals and motherly love
    So that each March I may gleam into leaf,
    Nor am I the beauty of a garden bed
    Attracting my share of Ahs and spectacularly painted,
    Unknowing I must soon unpetal.
    Compared with me, a tree is immortal
    And a flower-head not tall, but more startling,
    And I want the one's longevity and the other's daring.

    Tonight, in the infinitesimallight of the stars,
    The trees and the flowers have been strewing their cool odors.
    I walk among them, but none of them are noticing.
    Sometimes I think that when I am sleeping
    I must most perfectly resemble them-
    Thoughts gone dim.
    It is more natural to me, lying down.
    Then the sky and I are in open conversation,
    And I shall be useful when I lie down finally:
    Then the trees may touch me for once, and the flowers have time for me.
    __________________________________________________
    Dikey Dururum

    Fakat yatay durmayı yeğlerdim.
    Mineralleri ve anne sevgisini soğurarak
    Her Mart pırıl pırıl yaprak açacak
    Bir ağaç değilim ben; toprakta değil köklerim.
    Payıma düşen Ah’ları cezbeden
    Ve yakında yapraksız kalacağını bilmeyen
    İhtişamla resmedilmiş bahçe tarhının güzelliği de değilim.
    Ölümsüzdür bir ağaç, kıyaslandığında benimle
    Ve bir çiçek başı daha bir irkiltir, uzun olmasa bile,
    Birinin uzun ömrünü, diğerinin cüretini isterim.

    Bu gece, yıldızların miniminnacık ışıkları altında,
    Ağaçlarla çiçekler serin kokularını yaymakta.
    Farkına varmaz hiçbiri, yürürüm aralarında.
    Uyurken en mükemmel şekilde onlara
    Benzemek zorundayım diye düşünürüm ara sıra –
    Düşünceler bulanmakta.
    Uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
    Sonra gökle ben konuşuruz açıkca,
    Ve faydalı olacağım ben en son kez yattığımda:
    O vakit dokunur bana ağaçlar ilk kez, ve çiçekler zaman ayırır bana.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:54   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Mad Girl’s Love Song
    by Sylvia Plath

    'I shut my eyes and all the world drops dead;
    I lift my lids and all is born again.
    (I think I made you up inside my head.)

    The stars go waltzing out in blue and red,
    And arbitrary blackness gallops in:
    I shut my eyes and all the world drops dead.

    I dreamed that you bewitched me into bed
    And sung me moon-struck, kissed me quite insane.
    (I think I made you up inside my head.)

    God topples from the sky, hell's fires fade:
    Exit Seraphim and Satan's men:
    I shut my eyes and all the world drops dead.

    I fancied you'd return the way you said,
    But I grow old and I forget your name.
    (I think I made you up inside my head.)

    I should have loved a thunderbird instead;
    At least when spring comes they roar back again.
    I shut my eyes and all the world drops dead.
    (I think I made you up inside my head.)
    __________________________________________________
    Deli Kızın Aşk Şarkısı

    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
    Açarım gözkapaklarımı ve doğar herşey yeniden.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
    Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
    Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
    Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
    Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
    Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:52   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    The Moon and the Yew Tree
    by Sylvia Plath

    This is the light of the mind, cold and planetary
    The trees of the mind are black. The light is blue.
    The grasses unload their griefs on my feet as if I were God
    Prickling my ankles and murmuring of their humility
    Fumy, spiritous mists inhabit this place.
    Separated from my house by a row of headstones.
    I simply cannot see where there is to get to.

    The moon is no door. It is a face in its own right,
    White as a knuckle and terribly upset.
    It drags the sea after it like a dark crime; it is quiet
    With the O-gape of complete despair. I live here.
    Twice on Sunday, the bells startle the sky -
    Eight great tongues affirming the Resurrection
    At the end, they soberly bong out their names.

    The yew tree points up, it has a Gothic shape.
    The eyes lift after it and find the moon.
    The moon is my mother. She is not sweet like Mary.
    Her blue garments unloose small bats and owls.
    How I would like to believe in tenderness -
    The face of the effigy, gentled by candles,
    Bending, on me in particular, its mild eyes.

    I have fallen a long way. Clouds are flowering
    Blue and mystical over the face of the stars
    Inside the church, the saints will all be blue,
    Floating on their delicate feet over the cold pews,
    Their hands and faces stiff with holiness.
    The moon sees nothing of this. She is bald and wild.
    And the message of the yew tree is blackness - blackness and silence.
    _________________________________________________
    Ay ve Porsukağacı

    Belleğin ışığıdır bu, soğuk ve gezegensi
    Siyahtır belleğin ağaçları. Mavidir ışık.
    Sanki Tanrı’yım da, gamlarını boşaltır çimenler ayaklarıma
    İğneler ayak bileklerimi ve mırıldanır tevazularını
    Buharlı, manevi sisler yaşar bu yerde.
    Bir dizi mezar taşı var evimle arasında.
    Göremem hemencecik nereye varılacağını.

    Kapı değildir ay. Kendi halinde bir yüzdür,
    Beyazdır parmak boğumları misali ve müthiş sinirli.
    Karanlık bir suç gibi çeker denizi arkasından; sessizdir
    Büsbütün umutsuzluğuyla O-şaşkınlığının. Burada yaşarım.
    Pazarları iki kez, ürkütür çanlar göğü –
    Diriliş’i onaylayan sekiz büyük çan dili
    Nihayet, gösterişsizce çınlatır adlarını.

    Yukarıyı işaretler porsukağacı, biçimi Gotik’tir.
    İzler onu gözler ve ay’ı bulurlar.
    Annemdir ay. Mary gibi şirin değildir.
    Mavi urbaları salıverir küçük yarasaları ve baykuşları.
    Nasıl isterdim ki şefkate inanaydım –
    Portrenin yüzü, mumlarla mutedil,
    Eğilir, benim üzerime özellikle, uysal gözleriyle.

    Düşmüştüm çok ötelere. Çiçekleniyor bulutlar
    Mavi ve gizemli yıldızların yüzünde
    Kilisenin içinde, azizlerin hepsi mavi olacak,
    Soğuk sıraların üstünde narin ayaklarıyla yüzerek,
    Katılaşmış elleri ve yüzleri kutsallıkla.
    Ay görmüyor bunların hiç birini. Kel ve yabanıl kadın.
    Ve porsukağacının iletisi karanlıktır - karanlık ve sessizlik.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD) .
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:48   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Daddy
    by Sylvia Plath

    You do not do, you do not do
    Any more, black shoe
    In which I have lived like a foot
    For thirty years, poor and white,
    Barely daring to breathe or Achoo.

    Daddy, I have had to kill you.
    You died before I had time-
    Marble-heavy, a bag full of God,
    Ghastly statue with one gray toe
    Big as a Frisco seal

    And a head in the freakish Atlantic
    Where it pours bean green over blue
    In the waters off beautiful Nauset.
    I used to pray to recover you.
    Ach, du.

    In the German tongue, in the Polish town
    Scraped flat by the roller
    Of wars, wars, wars.
    But the name of the town is common.
    My Polack friend

    Says there are a dozen or two.
    So I never could tell where you
    Put your foot, your root,
    I never could talk to you.
    The tongue stuck in my jaw.

    It stuck in a barb wire snare.
    Ich, ich, ich, ich,
    I could hardly speak.
    I thought every German was you.
    And the language obscene

    An engine, an engine
    Chuffing me off like a Jew.
    A Jew to Dachau, Auschwitz, Belsen.
    I began to talk like a Jew.
    I think I may well be a Jew.

    The snows of the Tyrol, the clear beer of Vienna
    Are not very pure or true.
    With my gipsy ancestress and my weird luck
    And my Taroc pack and my Taroc pack
    I may be a bit of a Jew.

    I have always been scared of you,
    With your Luftwaffe, your gobbledygoo.
    And your neat mustache
    And your Aryan eye, bright blue.
    Panzer-man, panzer-man, O You-

    Not God but a swastika
    So black no sky could squeak through.
    Every woman adores a Fascist,
    The boot in the face, the brute
    Brute heart of a brute like you.

    You stand at the blackboard, daddy,
    In the picture I have of you,
    A cleft in your chin instead of your foot
    But no less a devil for that, no not
    Any less the black man who

    Bit my pretty red heart in two.
    I was ten when they buried you.
    At twenty I tried to die
    And get back, back, back to you.
    I thought even the bones would do.

    But they pulled me out of the sack,
    And they stuck me together with glue.
    And then I knew what to do.
    I made a model of you,
    A man in black with a Meinkampf look

    And a love of the rack and the screw.
    And I said I do, I do.
    So daddy, I'm finally through.
    The black telephone's off at the root,
    The voices just can't worm through.

    If I've killed one man, I've killed two-
    The vampire who said he was you
    And drank my blood for a year,
    Seven years, if you want to know.
    Daddy, you can lie back now.

    There's a stake in your fat black heart
    And the villagers never liked you.
    They are dancing and stamping on you.
    They always knew it was you.
    Daddy, daddy, you bastard, I'm through.
    ___________________________________________________
    Babişko

    Yapmazsın artık,
    Yapmazsın. Bir hapşırık
    Ya da soluk alış benim için cesaret işi.
    Ey yoksul ve beyaz, bir ayak gibi
    İçinde otuz yıl yaşadığım siyah papuç.

    Babişko, seni öldürmek zorundaydım.
    Sen kendin öldün, ben zaman bulamadım -
    Mermer misali ağır, bir çanta dolusu Tanrı,
    Tiksinç anıt, tek bir boz tırnaklı,
    Bir Frisco foku kadar endamlı.

    Ve hilkat garibesi Atlas’ta bir kafa
    Akıtır yeşil fasulyeleri maviliklere,
    Güzelim Nauset açıklarındaki sulara.
    Dua ederdim kendine gelesin diye.
    Ach, du.

    Alman dilinde, o Lehistan şehrini
    Ezerek yamyassı etti
    Savaşlar, savaşlar, savaşların merdanesi.
    Fakat o şehrin adı sıradandır.
    Leh dostum diyor ki

    Bir ya da iki düzine vardır.
    Yani asla söyleyemem nereye
    Koyduğunu papucunu, tohumunu,
    Seninle hiç konuşamadım.
    Çeneme saplandı dilim.

    Dikenli tellerin tuzağına saplandı.
    Ich, ich, ich, ich,
    Handiyse konuşamıyordum.
    Her Alman’ı sen sanıyordum.
    Ve o tiksindirici lisan

    Bir lokomotif misali, bir lokomotif gibi
    Çufçuflayarak Dachau’ya, Auschwitz’e,
    Götürüyordu beni Belsen’e, bir Yahudi misali.
    Konuşmaya başladım bir Yahudi gibi.
    Sanırım pekala olabilirim bir Yahudi.

    Tirol’un karları, Viyana’nın berrak birası
    Ne o denli saftır ne de gerçeğin aslı.
    Çingene atalarımla ve tuhaf talihimle
    Ve Taroc iskambil destemle ve Taroc destemle
    Biraz Yahudi olabilirim.

    Hep korktum senden,
    Luftwaffe oluşundan, karmaşık belâgatından.
    Ve o düzgün bıyığından
    Ve o parlak mavi Aryan gözlerinden.
    Panzer-adam, panzer-adam, Hey Sen –

    Tanrı değilsin fakat bir gamalı haçsın
    Öyle karasın ki bütün gökleri boğarsın.
    Bir Faşist’e tapar her kadın,
    İner yüze çizmesi o hayvanın,
    Senin gibi hayvandır yüreği o hayvanın.

    Babişko, durursun karatahtanın önünde,
    Bende bulunan o resminde,
    Ayağın yerine, çenen ikiye ayrıktır
    Ne ki daha az şeytan sayılmazsın, hayır
    Benim kıpkırmızı yüreğimi ısırıp ikiye bölen

    O karanlık adamsın tastamam.
    Seni gömdüklerinde on yaşındaydım.
    Yirmisindeyken ölmeye çalıştım
    Ve geri dönmeye, geriye, sana dönmeye.
    Yapabilir diye düşündüm kemikler bile.

    Ama çıkardılar beni çuvaldan,
    Ve zamkladılar parçalarımı tekrardan.
    Ve anladım ne yapılması gerektiğini.
    Yaptım senin bir modelini.
    Ve raflarla vidalara duyduğu sevgisini

    Kara giysilerde taşıyan Meinkampf bakışlı bir adam.
    Ve dedim ki, yapabilirim, evet.
    Yani babişko, nihayete erdim nihayet.
    Kara telefon kesildi kökünden.
    Kıvrıla kıvrıla geçemez artık sesler.

    Birini öldürmüş olsaydım, öldürürdüm iki kişi–
    Ve bir zaman boyunca kanımı içti,
    Öldürürdüm sen olduğunu söyleyen vampiri.
    Yedi yıl boyunca, eğer bilmek istersen.
    Babişko, artık sırt üstü uzanabilirsin.

    Bir kazık o şişko kara kalbine,
    Ve köylüler hiç sevmedi seni.
    Dans edip tepiniyorlar üzerinde.
    Hep biliyorlardı sen olduğunu.
    Babişko, babişko, bok herif, işim bitti seninle.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:46   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Mirror
    by Sylvia Plath

    I am silver and exact. I have no preconceptions.
    Whatever I see, I swallow immediately.
    Just as it is, unmisted by love or dislike
    I am not cruel, only truthful –
    The eye of a little god, four-cornered.
    Most of the time I meditate on the opposite wall.
    It is pink, with speckles. I have looked at it so long
    I think it is a part of my heart. But it flickers.
    Faces and darkness separate us over and over.

    Now I am a lake. A woman bends over me.
    Searching my reaches for what she really is.
    Then she turns to those liars, the candles or the moon.
    I see her back, and reflect it faithfully
    She rewards me with tears and an agitation of hands.
    I am important to her. She comes and goes.
    Each morning it is her face that replaces the darkness.
    In me she has drowned a young girl, and in me an old woman
    Rises toward her day after day, like a terrible fish.
    _______________________________________________

    Ayna

    Gümüştenim ve hatasızım. Önyargısızım.
    Gördüğümü anında yutarım.
    Olduğum gibiyim, sevgiyle ya da sevgisizlikle puslanmadım.
    Zalim değilim ben, yalnızca gerçekçiyim –
    Dört köşeli, küçük bir Tanrı gözüyüm.
    Çoğu zaman karşı duvarı düşünürüm.
    Benekleriyle pembedir. Sanırım o denli baktığımdan
    Yüreğimin bir parçasıdır. Fakat çırpınır.
    Yüzler ve karanlık bizi tekrar tekrar ayırır.

    Bir gölüm şimdi ben. Araştırarak
    Kendisi olan ufuklarımı, eğilir üzerime bir kadın.
    Sonra döner o yalancılara, mumlara ya da aya.
    Sırtını görürüm, ve yansıtırım sadık bir şekilde.
    Göz yaşlarıyla ve ellerin tahrikiyle ödüllendirir beni.
    Onun için önemliyim. Gelir ve gider.
    Yüzüdür her sabah karanlığın yerini alan.
    İçimde boğdu genç bir kızı, ve korkunç bir balık gibi
    Yaşlı bir kadın doğrulur ona doğru içimde günden güne.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:44   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ariel
    by Sylvia Plath

    Stasis in darkness.
    Then the substanceless blue
    Pour of tor and distances.

    God's lioness,
    How one we grow,
    Pivot of heels and knees! - The furrow

    Splits and passes, sister to
    The brown arc
    Of the neck I cannot catch,

    Nigger-eye
    Berries cast dark
    Hooks -

    Black sweet blood mouthfuls,
    Shadows.
    Something else

    Hauls methrough air -
    Thighs, hair;
    Flakes from my heels.

    White
    Godiva, I unpeel -
    Dead hands, dead stringencies.

    And now I
    Foam to wheat, a glitter of seas.
    The child's cry

    Melts in the wall.
    And I
    Am the arrow,

    The dew that flies
    Suicidal, at one with the drive
    Into the red

    Eye, the cauldron of morning.

    __________________________________________________

    Ariel

    Durur karanlıkta.
    Sonra maddesiz mavi
    Boşalır kayalıktan ve uzaklardan.

    Dişi aslanı Tanrı’nın,
    Nasıl da birlikte büyüdük,
    Topukların ve dizlerin ekseni! – Alında kırışıklık

    Böler ve geçer, gerdandaki
    Ele geçiremediğim
    Kahverengi kavisin bacısıdır,

    Zenci gözü
    Böğürtlenler fırlatır
    Kara kancaları-

    Siyah şirin kan ağız dolusu,
    Gölgeler.
    Başka bir şey

    Çeker havada beni –
    Kalçalar, saçlar;
    Kar taneleri topuklarımdan.

    Beyaz
    Godiva, giyinirim –
    Ölü elleri, ölü terbiyeleri.

    Ve şimdi ben
    Köpürürüm buğdaya, denizlerin bir ışıltısına.
    O çocuk çığlığı

    Erir duvarda.
    Ve ben
    Okum.

    Uçan kırağı
    Canına kasdeden, gezintilerde
    kaçışan kırmızıyla eş

    Göz, sabahın kazanı.

    Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
    Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

    soslumakarna   03 Şubat 2008 19:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    gene yaptım, gene yaptım işte.
    on yılda bir kere
    beceririm bunu ben-

    bir çeşit ayaklı mucize, tenim,
    bir nazi abajuru kadar parlak,
    sağ ayağım

    kağıt üzerinde ağırlık,
    yüzüm hiç bir özelliği olmayan, halis
    yahudi keteni, en incesinden

    kaldır o örtüyü
    sevgili düşmanım.
    korkuttum mu yoksa?

    göz ve burun oyuklarımla, otuz iki dişimle?
    sasımış soluğum
    yok olur gider bir günde

    pek yakında, evet pek yakında
    mezar inimin yediği etim
    gene üstümde olacak eve gittiğimde

    bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme
    otuzumdayım daha.
    kedi gibi dokuz canım var hem de.

    bununla üç etti.
    ne pis iş bu
    silip, yok etmek her on yılı böyle.

    milyonlarca lif, milyonlarca.
    ağızlarında fındık fıstık çatur çutur, itişip.
    kakışıyor kalabalık, görmek için ellerimin, ayaklarımın

    açığa çıkarılışını.
    baylar, bayanlar!
    böyle striptiz görmediniz.

    bunlar ellerim.
    bunlar da dizlerim.
    bir deri bir kemiğim belki,

    ama aynı kadınım işte, tıpatıp aynı.
    ilk kez olduğunda on yaşındaydım ben.
    kazaydı.

    ikincisinde, işi bitirmeye
    ve bir daha dönmemeye öyle kararlıydım ki.
    kapatmıştım kendimi,

    sallanıyordum deniz kabuğu gibi,
    seslenmek, durmadan seslenmek, bir de ayıklamak
    zorunda kaldılar üstüme inciler gibi yapışmış kurtları.

    ölmek,
    her şey gibi bir sanattır,
    bu konuda yoktur üstüme.

    öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
    öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
    bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.

    öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz.
    öyle kolay ki yaparsınız ve kımıldamazsınız.
    benim canıma okuyan

    aynı yere, aynı surata
    aynı şaşkın, hayvansı
    "bu bir mucize! mucize!"

    haykırışlarına güpegündüz
    görkemli bir dönüş yapmak.
    bir bedeli var

    yaralarıma bakmanın, kalp atışlarımı
    dinlemenin bir bedeli var--
    tıkır tıkır çalışıyor işte.

    bedeli var, hem de ne bedeli var,
    bir sözcüğümün ya da bir dokunuşumun
    ya da kanımdan bir damlanın

    ya da saçımın bir telinin ya da bir parçası elbisemin.
    ya, işte böyle, herr doktor.
    işte böyle, herr düşman.

    beni siz yarattınız.
    ben sizin kıymetli eşyanız.
    eriyip bir çığlığa dönüşen.

    som altından bebeğiniz.
    dönüyor, yanıyorum.
    yüksek alakalarınızı küçümsüyorum sanmayın.

    karıştırıp durduğunuz
    küller, küller--
    et, kemik, yok orada başka bir şey--

    bir kalıp sabun,
    bir alyans,
    bir de altından diş dolgusu.

    herr tanrı, herr şeytan
    aman dikkat
    aman dikkat.

    ben diriliyorum, kalkıyorum işte
    küllerin arasından kızıl saçlarımla
    ve insan yiyorum, hava solurcasına.

    sensizsessiz   18 Ocak 2008 04:30   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    boyunayım

    Ama enine olmayı tercih ederdim.
    Ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
    Taşları ve o ana sevgisini emen
    Bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
    Bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki
    Sanki özenle boyanmış ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
    Pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
    Benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
    Ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkışmanın anlamını bilir,
    Bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.

    Bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
    Ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya.
    Aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan.
    Uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
    Ben de onlar gibiyim aslında –
    Düşüncelerim bulanır sonra.
    Uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
    Sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda.
    Ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
    O gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin

    telgrafcicegi   31 Aralık 2007 01:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Maenad

    Once I was ordinary:
    Sat by my father's bean tree
    Eating the fingers of wisdom.
    The birds made milk.
    When it thundered I hid under a flat stone.

    The mother of mouths didn't love me.
    The old man shrank to a doll.
    O I am too big to go backward:
    Birdmilk is feathers,
    The bean leaves are dumb as hands.

    This month is fit for little.
    The dead ripen in the grapeleaves.
    A red tongue is among us.
    Mother, keep out of my barnyard,
    I am becoming another.

    Dog-head, devourer:
    Feed me the berries of dark.
    The lids won't shut. Time
    Unwinds from the great umbilicus of the sun
    Its endless glitter.

    I must swallow it all.

    Lady, who are these others in the moon's vat ---
    Sleepdrunk, their limbs at odds?
    In this light the blood is black.
    Tell me my name.

    anjeron   20 Kasım 2007 08:03   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    The Moon And The Yew Tree

    This is the light of the mind, cold and planetary
    The trees of the mind are black. The light is blue.
    The grasses unload their griefs on my feet as if I were God
    Prickling my ankles and murmuring of their humility
    Fumy, spiritous mists inhabit this place.
    Separated from my house by a row of headstones.
    I simply cannot see where there is to get to.

    The moon is no door. It is a face in its own right,
    White as a knuckle and terribly upset.
    It drags the sea after it like a dark crime; it is quiet
    With the O-gape of complete despair. I live here.
    Twice on Sunday, the bells startle the sky ----
    Eight great tongues affirming the Resurrection
    At the end, they soberly bong out their names.

    The yew tree points up, it has a Gothic shape.
    The eyes lift after it and find the moon.
    The moon is my mother. She is not sweet like Mary.
    Her blue garments unloose small bats and owls.
    How I would like to believe in tenderness ----
    The face of the effigy, gentled by candles,
    Bending, on me in particular, its mild eyes.

    I have fallen a long way. Clouds are flowering
    Blue and mystical over the face of the stars
    Inside the church, the saints will all be blue,
    Floating on their delicate feet over the cold pews,
    Their hands and faces stiff with holiness.
    The moon sees nothing of this. She is bald and wild.
    And the message of the yew tree is blackness -- blackness and silence

    Ay ve Porsukağacı

    Belleğin ışığıdır bu, soğuk ve gezegensi
    Siyahtır belleğin ağaçları. Mavidir ışık.
    Sanki Tanrı’yım da, gamlarını boşaltır çimenler ayaklarıma
    İğneler ayak bileklerimi ve mırıldanır tevazularını
    Buharlı, manevi sisler yaşar bu yerde.
    Bir dizi mezar taşı var evimle arasında.
    Göremem hemencecik nereye varılacağını.

    Kapı değildir ay. Kendi halinde bir yüzdür,
    Beyazdır parmak boğumları misali ve müthiş sinirli.
    Karanlık bir suç gibi çeker denizi arkasından; sessizdir
    Büsbütün umutsuzluğuyla O-şaşkınlığının. Burada yaşarım.
    Pazarları iki kez, ürkütür çanlar göğü –
    Diriliş’i onaylayan sekiz büyük çan dili
    Nihayet, gösterişsizce çınlatır adlarını.

    Yukarıyı işaretler porsukağacı, biçimi Gotik’tir.
    İzler onu gözler ve ay’ı bulurlar.
    Annemdir ay. Mary gibi şirin değildir.
    Mavi urbaları salıverir küçük yarasaları ve baykuşları.
    Nasıl isterdim ki şefkate inanaydım –
    Portrenin yüzü, mumlarla mutedil,
    Eğilir, benim üzerime özellikle, uysal gözleriyle.

    Düşmüştüm çok ötelere. Çiçekleniyor bulutlar
    Mavi ve gizemli yıldızların yüzünde
    Kilisenin içinde, azizlerin hepsi mavi olacak,
    Soğuk sıraların üstünde narin ayaklarıyla yüzerek,
    Katılaşmış elleri ve yüzleri kutsallıkla.
    Ay görmüyor bunların hiç birini. Kel ve yabanıl kadın.
    Ve porsukağacının iletisi karanlıktır - karanlık ve sessizlik.

    psykhe   09 Ekim 2007 13:02   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Mad Girl's Love Song

    "I shut my eyes and all the world drops dead;
    I lift my lids and all is born again.
    (I think I made you up inside my head.)

    The stars go waltzing out in blue and red,
    And arbitrary blackness gallops in:
    I shut my eyes and all the world drops dead.

    I dreamed that you bewitched me into bed
    And sung me moon-struck, kissed me quite insane.
    (I think I made you up inside my head.)

    God topples from the sky, hell's fires fade:
    Exit seraphim and Satan's men:
    I shut my eyes and all the world drops dead.

    I fancied you'd return the way you said,
    But I grow old and I forget your name.
    (I think I made you up inside my head.)

    I should have loved a thunderbird instead;
    At least when spring comes they roar back again.
    I shut my eyes and all the world drops dead.
    (I think I made you up inside my head.)"

    Deli Kızın Aşk Şarkısı

    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
    Açarım gözkapaklarımı ve doğar herşey yeniden.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
    Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
    Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
    Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

    Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
    Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
    Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
    Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
    (Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

    psykhe   09 Ekim 2007 12:55   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    BAYAN LAZARUS

    İşte yine yaptım
    Her on yılda bir
    Böyle bir tane beceririm

    Bir tür ayaklı mucize, tenim
    Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak,
    Sağ ayağım

    Tüy kadar hafif
    Yüzüm ifadesiz, incecik
    Yahudi kumaşından.

    Çözün kundağı
    Ah, sevgili düşmanım.
    Korkutuyor muyum? -

    Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi?
    Acı nefesi
    Ertesi gün yok olacak.

    Yakında, çok yakında
    Vahim bir öldür gücü
    Evimde, etimde olacak

    Ve ben işte gülümseyen bir kadın.
    Daha sadece otuzunda.
    Ve kedi gibi dokuz canlıyım.

    Bu Üçüncü Sefer.
    Ne lüzumsuzluk
    On yılda bir imha.

    Bu ne çok iplik.
    Çekirdek yiyen kalabalık
    İtişir içeri görmek için

    Ellerimi ayaklarımı çözmelerini -
    Muhteşem soyunmalar.
    Baylar, bayanlar

    Bunlar ellerim benim,
    Bunlar dizlerim.
    Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez,

    Ben de onlardandım, tek tip kadın işte
    İlk seferinde on yaşındaydım.
    Kazaydı.

    İkinci seferinde istedim
    Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi.
    Üstüstüme kapaklandım.

    Tıpkı bir midye gibi.
    Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları
    Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan
    Solucanları

    Ölmek
    Bir sanattır, herşey gibi.
    Özellikle iyi yaparım.

    Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum.
    Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.
    Sanki gider gibi bir davete.

    Bunu yapmak çok kolay bir hücrede
    Ölmek ve kımıldamamak
    Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi

    Güneşli bir günde geri gel
    Aynı yere, aynı yüze, zalim
    Eğlenen çığrışlara:

    'Mucize!'
    İşte bu yere yıkar beni.
    Ama bir bedeli var.

    Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var.
    Kalbimi dinlemenin ----
    Hakikaten çalışıyor.

    Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var.
    Bir sözün, veya bir dokunuşun.
    Ya da biraz kanımı akıtmanın.

    Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın.
    Eee, Herr Doktor.
    Eee, Herr Düşman.

    Sizin eserinizim ben,
    Paha biçilmez,
    Altın topu bebeğinizim

    Bir çığlığa eriyen
    Dönüyorum ve yanıyorum.
    Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın.

    Kül, kül -
    Külü eşele bak.
    Etten kemikten eser yok----

    Bir kalıp sabun
    Bir nişan yüzüğü
    Altın bir diş.

    Herr Tanrı, Herr Şeytan
    Savulun
    Savulun.

    Küllerin arasından
    Doğrulurum kızıl saçlarımla
    Ve çıtır çıtır adam yerim.

    Sylvia PLATH

    Çeviren : Enis AKIN

    doxa   05 Ekim 2007 17:15   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Mirror
    I am silver and exact. I have no preconceptions.
    Whatever I see I swallow immediately
    Just as it is, unmisted by love or dislike.
    I am not cruel, only truthful --
    The eye of a little god, four-cornered.
    Most of the time I meditate on the opposite wall.
    It is pink, with speckles. I have looked at it so long
    I think it is part of my heart. But it flickers.
    Faces and darkness separate us over and over.
    Now I am a lake. A woman bends over me,
    Searching my reaches for what she really is.
    Then she turns to those liars, the candles or the moon.
    I see her back, and reflect it faithfully.
    She rewards me with tears and an agitation of hands.
    I am important to her. She comes and goes.
    Each morning it is her face that replaces the darkness.
    In me she has drowned a young girl, and in me an old woman
    Rises toward her day after day, like a terrible fish.
    Slyvia Plath

    Ayna
    Parlak ve kusursuzum.Önyargısız.
    İçime alırım gördüğüm her şeyi hemen
    Olduğu gibi, aşk ya da nefrete bürünmeden.
    Zalim değilim, sadece dürüst-
    Küçük bir tanrının gözleri, dört köşeli.
    Gözlerim karşı duvara hapsolur çoğu zaman.
    Pembe, noktalı. O kadar uzun baktım ki ona
    Kalbimden bir parça gibi.Ama titrek.
    Yüzler ve karanlık giriyor aramıza tekrar tekrar.
    Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğliyor üzerime,
    Kendini keşfedilmek için sınırlarımda geziyor.
    Sonra dönüyor o yalancılara, mumlara ve aya.
    Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum.
    Gözyaşları ve endişeli dokunuşlarıyla ödüllendiriyor beni.
    Değerliyim onun için. Gelip gidiyor.
    Her sabah yüzüyle sıyrılıyorum karanlıktan.
    Bende genç bir kızı boğdu ve bende yaşlı bir kadın
    Doğuyor ona doğru gün be gün, korkunç bir balık gibi.

    Bianka   05 Ekim 2007 13:51   aferim     (2 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :soslumakarna

bu etiketi açan kişi(?) : Bianka

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage